Kayıtlar

Kasım, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MEVLİD HAKKINDA NE BİLİYORUZ?

Süleyman Çelebi, bu şiiri yazma gerekçesi olarak şu bilinmektedir: Süleyman Çelebi Ulu camide imamlık yaptığı dönemde, kürsüye İranlı bir vâiz çıkar ve Bakara suresinin 285. âyetinde, mü'minlerin ikrârı olarak bildirilen, "Allah'ın peygamberlerinden hiç birini diğerlerinin arasından ayırmayız (hepsine inanırız)" mealindeki ayeti izaha çalışır. Hz. Muhammed'in İsâ peygamber ve diğer peygamberlerden üstün tutulmaması gerektiğini söyler. Süleyman Çelebi, bundan çok rahatsızlık duyar ve Hz. Muhammed’in tüm peygamberlerden üstün olduğunu anlatan ama hiçbir sağlam kaynağa dayanmayan bilgiler içeren bu şiirini yazar. Süleyman Çelebi’nin Hz. Muhammed hakkında söylediklerinin çoğunun Kur’ani hiçbir dayanağı yoktur. Hatta şiirinde işledikleri bazı konular ne siyer ne de hadis kitaplarında geçmez. Bir bal dolusu şerbetin Amina Hatun’a Hurilerin eliyle sunulması, Amina Hatun’un evinin melekler tarafından Kabe gibi tavaf edilmesi, Sündüs isimli bir meleğin havaya onun içi

Arapçayı Kutsamak (ALLAH “YARATTI" FİİLİNİ “TRAŞ ETTİ" DİYE ANLAMAK?)

TELAFFUZ, TECVİD VE TERTİL ALLAH “YARATTI(khaleka)” FİİLİNİ “TRAŞ ETTİ(halaka)” DİYE ANLAMAK? Bütün dillerde harfleri doğru telaffuz etmek önemlidir. Amacı doğru ifade etmek, yanlış anlamalara neden olmamak için sözcükleri doğru okumak ve doğru seslendirmek gerekir. Bu durum konuşmacının dili akıcı ve sade kullandığının göstergesi olduğu gibi dinleyicinin de ıkınmadan ve sıkılmadan dinlemesinin yolunu açar. Ancak bu, hayati bir konu olmadığı gibi gündemin birinci öncelikli maddesi de değildir. Hayat, anlam ve değerini bununla kazanmaz. Haikate odaklanmış insanlar mesailerinin önemli kısmını buna harcamazlar. Bu bir öz, içerik ve mahiyet olmadığı gibi üslup da değildir. Belki üsluptaki renktir ve tattır. Güzel konuşmacı, doğru telaffuzuyla konuşmasına renk ve tat katar. Pek çok dini çevrede Arapça, kutsal bir dil olarak görüldüğü için Arapça sözcüklerin telaffuz edilmesi, öteden beri istismar edilen bir konudur. Bu nedenle harflerin çıkışına (mahrec) ve telaffuzuna özel bir önem

Getirisi Ve Götürüsü İle Aracılık Ve Şefaat

Aracılık inancı, ciddi sorunları ve yıkımları getirmektedir. Suçlular ve günahkarlar, salt bağışlar yoluyla birtakım dünyalıklarından vaz geçerek ve hayali kahramanlara umut bağlayarak Ahiret’teki cezadan kurtulacaklarıyla avunmaktadırlar. Çeşitli Dinlerde Şefaat Cahiliye’de (şirk, ilkesizlik ve hukuksuzluk dönemlerinde), halkın büyük çoğunluğu şefaat inancına sahipti. Yaptıkları kötülüklerin ve işledikleri günahların, iyi bildikleri birtakım kutsal kişilikler aracılığıyla Ahiret’te örtbas edileceğine inanırlardı. Din istismarcıları da bu kutsal kişilere sözlü ve fiili bağlılıklarını bildirdikleri ölçüde bu şefaatin gerçekleşeceğine insanları inandırırlardı. Kötülüklerin, haksızlıkların ve zulümlerin Ahiret’te örtbas edileceği inancı veya yargılamanın pas geçileceği inancı, Allah’ın adaleti ve O’nun, o gün, tek yetkin güç (maliki yavmi ed-dîn) olduğu ilkesine taban tabana zıttı. Kur’an, bu inancı kökten reddetti. Pagan şirk öğretilerde ve özellikle Hıristiyanlıkta insanlar, ne k

İnsan nasıl guruplara, tarikatlara dahil olur? (analiz)

Nefsinin arzularıyla, doğru arasında kalmış, doğruyu bildiği halde cazip olanı, kolayı,nefsine hoş geleni tercih etmiş insan, zamanla bunun vicdani rahatsızlığını duymaya baslar. Bu ilkesiz, Allahsız yaşamanın verdiği vicdani rahatsızlık ve hatalarının çokluğundan korkan insan bunlardan bir çırpıda kurtulmak için kendine kurtarıcı arayışına girer. Halbuki vicdan rahatsızlığı onu Allah’ın kitabına, onu anlamaya sevketmesi gerekirken , bu sorumluluk onun tembel benliğine ağır gelir ve yine kolay olanı seçer, birisinin eteğine yapışarak cenneti garantilemektir amacı. Zaten hali hazırda kurtuluşun kendi ellerinde, guruplarında olduğunu bas bas bağıranlarla doludur meydanlar. Tarikatlar/ Cemaatler ! Kendisine sorulsa , iyi saf temiz duygularla bunların kulu kölesi olmuştur. Hayır! Biraz daha düşünmesi gerek, ya duygularının farkında değil, ya da farkında ama itiraf edebilecek olgunlukta değil. Çünkü kısa yoldan kurtuluşa ermek, emeksiz yemektir amacı. Bunları vaadeden top

ŞİRK, “ALLAH’TAN BAŞKA İLAH YOKTUR” ilkesini çiğnemektir-

6En’am/19 9Tevbe/31  Kelime-i tevhid, “Allah vardır ve birdir” olmadığı gibi “Allah’tan başka varlık yoktur” veya “Allah’tan başka Allah yoktur” demek değildir.  İslam, din belirleme hak ve yetkisini yalnızca Allah’a vermektir. Din, yalnızca haramlarla ifade edildiği gibi haram, helal ve farzlarla da ifade edilir.  Din gönderme, peygamber seçme ve dini esasları belirlemede Allah’ın ortağı yoktur. Bu konuda Kuran’da şöyle buyrulmuştur: “Şüphesiz ki Kitabı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dini Allah’a ait görerek kulluk et.”(39Zümer/2)  6En’am/148-Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: “Eğer Allah dileseydi, biz de, babalarımız da ortak koşmazdık; hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) böyle yalanlamışlardı da sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: “Sizin (iddialarınızı ispat edecek) bir bilginiz var mı ki onu bize gösteresiniz? Siz ancak kuruntuya uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”  16Nahl/35-Allah’a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah